Umre 2

b_300_200_16777215_00___images_umre_2011_209.jpg

UMRE 2011 (2)
Nisan ayının güneşli bir Pazartesi günü.Tarih 18.04.2011. Bahar mevsiminin bu güzel gününde esen rüzgar bizim heyecanlarımızı, heveslerimizi, duygularımızı alıp bizden önce Kabeye ulaştırıyor.

 

 

Umrecileri Dortmund’dan Düsseldorf’a götürecek olan otobüs kalabalıktan caminin sokağına giremeyerek ana yola parkediyor.Kalabalık bir grup gittiği için uğurlmaya gelenlerde hayli kalabalık.Caminin bahçesi insanlarla dolu.Geride kalanlar göndermenin ve ayrılmanın hüznünü yaşıyor.’Bana da birgün nasip olur mu?’duygularıyla gidenleri uğurluyor.Gidenlerde sevinçle beraber buradan ayrılmanın tasası.Hemen herkesin elinde kameralar, fotoğraf makineleri bu anı kaydetmeye çalışıyor.Asıl herşeyi kaydedenin varlığına tam iman, ederek onlarda yakınlarıyla fotoğraf çektirmeye çalışıyorlar. Gazeteciler ise herkesi bir kareye sığdırabilmenin telaşında.
Mikrofondan Kur’an-ı Kerim tilaveti başlıyor ve herkes susuyor.Güneşin pırıl pırıl parlattığı ağaçların gölgesinde kalan otlar bile sanki huşu içinde bu güzel sesle okunan ilahi kelamı dinlemeye başlıyor.Kur’an-ı Kerimden sonra konuşmalar yapılıyor, ilahiler söyleniyor. Veda için umreciler sıraya diziliyor.’Bizde de selam götürün sesleri birbirine karışıyor.’
Tekbir, salavat ve dualarla otobüse biniliyor.Yolculuğa ilk adım böylece atılmış oluyor.Son el sallamalar, geriye dönüp bakamalar, sessizce akan gözyaşları otobüs gözden kaybolana kadar devam ediyor.
Düsseldorf havaalanında pasaportları ve umrecilerin seyahat boyunca boyunlarında taşıyacakları kimliklerimizi teslim alıyoruz.Pasaportların dağıtılmasında bir problem olmadı fakat kimliklerdeki bazılarımızın resimleri değiştirilmişti.Perihan hanımın kimliğinde kendi resmi yerine genç bir kızın resmi vardı.’Bana benzemiyor neysede bari başörtüsü olsaydı umreye gidiyoruz’ diyor Perihan hanım.
Eşyalarımızı verdıikten sonra havaalanına kadar gelen birkaç kişiylede vedalaşıp içeriye giriyoruz.Fazla beklemeden uçağa alınıyoruz.İstanbuldan başka uçağa bineceğimiz için ilk uğrak yerimiz orası.İstanbulda az da olsa bulunmak bizi heyecanlandırıyor.Abdest alıp namaz kılana kadar zaman epeyce ilerliyor.Cidde’ye gidecek olan uçağa binmek için beklediğimiz son salonda bir bayan görevli yanımıza gelerek bizi ‘mahrem’ konusunda uyarıyor.Gerçektende Arabistan havaalanlarında ençok zorlandığımız konu ‘mahrem’ oldu.Kurallara göre kadın yalnız seyahet edemediği için beraberinde yakınlarından bir erkeğin olması zorunlu.Çoğunluğu kadın olan grubumuzda bu zor.Uçakta yoculuk yaparken herkes uyuyor, ben de kimim kime mahrem olarak havaalanından geçeceğinin listesini yapıyorum.
Sabah namazında Cidde havaalanındayız.Polis kontrolünde geçerken mahrem konusunda epeyce yorlanıyoruz. Nihayet bavullarımızı aldık.Bizi Mekke’ye götürecek otobüsü bekliyoruz.İlk otobüs geldi.Diğer hocalarımız ‘siz bayansınız ilk otobüse sizler binin biz bekleyelim’ dediler.Grubumuzla ilk gelen otobüse bindik.’İlk Kabeyi biz göreceğiz’ heyecanından inşallah demeyi unuttuk herhalde.Otobüs şöförü Mekke de otelimizi bulabilmek için bizi çok dolaştırdı.Nihayet  otelimize bulmuştuk ki biz otele girerken diğer gruplar bavullarını yereleştirmiş Kabeyi ziyaret için çıkıyorlardı.
Yatsı namazında Kabedeydik.Kabenin o güzel havasını, kokusunu teneffüs ettik.Oraya kavuşmayı anlatacak her kelime aciz kalır.ilk görme, ilk tavaf herkeste farklı bir durum meydana getirdi.İlk edilen dualara gözyaşları eşlik etti.Oraya kavuşturulmanın, Allahın bizlere lütfunun karşılığında hamdetme duygusu gönülleri doldurdu.Tavaf namazı ve zemzem içtikten sonra Say yapmaya koştuk.Hepimiz birer Hacer anamız olmuştuk.Hacer anamız kendine ve oğluna gerekli olan suyu ararken bizde bu zamanda bize ve çevremizdekilere gerekli olanların duasıyla Safa ve Merve arasında say yaptık.
Mekkede kalma zamanımız elbetteki sayılıydı.Her anı doya doya yaşamak istiyorduk.Her fırsatta tavaf etmek,kainatta herşeyin yüce yaratıcıyı zikrettiği o büyük orkestraya katılmak, mikrodan makroya tesbih edenlerin arasında olabilmek çok güzel bir duygu.’Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı tesbih etmektedir.O üstündür, hikmet sahibidir.’(Haşr-1)Bunun yanında Kabe’i seyretmek,burada yaşananları düşünmek insana ayrı bir huzur veriyordu.Sevgili peygamberimizin şuracıkta namaz kıldığını hayal etmek,Hz.Fatımanın küçükken babasına yapılan eziyetlerden onu kurtarmaya çalışmasını düşünmek. ’ Acaba tam benim baktığım şu yerdemi koşmuştu, kainatın sevgilisi babasının arkasından atılanları temizlemek için? O küçük eller nasılda büyük bir kahraman gibi babasına yardım etmişti.’İslam tarihinin olayları hayal sahnemizde geçmeye başlıyor.Ya Hz.İbrahimin Kabeyi ilk inşa etmesi.Haceri burada bir küçük çocukla yalnız bırakıp gitmesi.Acaba Hacer annemiz ‘ Bizi buraya bırakmayı seneden Allah mı istiyor?’ sorusunu tam şurada mı sormuştu. Allah’ım,Yüce Rabbim! Buranın her karesi binbir hatıra dolu.Bu güzellikler içinde bir de burada namaz kılmak var.Şair ne güzel demiş;
Bin rütbeyi, bir secdede atlayan,
Bir secdeyi, yüz binlere katlayan,
Bu kârını meleklerle kutlayan,
Ne tâcirler gördüm... Beytullah'ta ben...
Buraya gelenlerin çoğu kendi durumuna göre birşeyler yaşıyor.Grubumuzdan Halisenin yaşadığı olayda buna bir örnek. Tavaf yapmaya giderken Halise ayakkabıları olan çantasını tanıtığı kimselerin yanına bıraktı.Ve döndüğünde arkadaşlarını ve ayakkabılarını bulamadı.Orada bulunanalara sordu, aradı fakat bulamadı.O gün otöbüsle otele dönerken Halisenin ayaklarında ayakkabı yoktu üstelik ineceğimiz durağı kaçırıp bir sonraki durakta inmiştik.Halise ayakkabılarından ümit kesmişti.Daha sonraki günlerde yine Mescid-i Haramda namaz kılarken arkadan namaz boyunca bir çocuk ağlaması duyuldu.Selam verince Halise çantasından şeker alarak ağlayan çocuğa verdi.Ve yerine dönerken ayağına bir poşet takıldı.Ayakkabılarıydı.Bu şekilde ayakkabılarına kavuşması hepimizi duygulandırdı.
Beytullah’ta buluşma yerimiz 2. Katta yeşil ışığın altındaydı.Orada mor renkli şallarla herkes birbirini tanıyordu.Herhalde hiç unutamayacağımız yerlerden biriydi yeşil işığın altı.Bu arada ziyaret edilecek yerlerede gitmemiz oraların da maneviyatında yararlanmak gerekiyordu.Heryerin ayrı bir güzelliği var.Beraber gittiğimiz diğer grubun görevlisi Mehmet hoca gezi yerlerinde mor şalı yukarı kaldırıp sallayınca „ toplanın otobüsler kalkmaya hazır“ mesajını herkes alıyordu.
Nur dağına Kabe‘de sabah namazını kıldıktan sonra hareket ettik.Nazife abla gençler gibi önden hızla gitmeye çalışınca yolun yarısına gelince fenalaştı.Bıraz dinlenip bir gayret tepeye mağaranın yanına çıkılınca sevgili peygambeberin vahiyle buluştuğu ilk yer olması nedeniyle herkeste ayrı bir duygulanma görüldü.İlk Kur’an ayetlerinin okunduğu yerde Kur’an tilavetinde bulunmak.Oraya kavuşmanın hamdi olarak namaz kılmak.Hepsi ayrı huzur veriyor insana.Bu arada maymunlar etrafımızda dolaşıyordu.Daha önce haccı ifa için gittiğimde maymunlara kaptırdığım çantamın tecrübesi olarak gruptakileri çantalarına sahip çıkmaları konusunda uyarıyorum.
Ertesi günü Sevr mağarasına çıktık.İlahi hikmet dağın eteğinde keçiler gördük.Bize, peygamberimizle yol arkadaşının sevr mağarasında saklandıklarında ayak izlerinin silinmesi için ve onlara süt verebilmek için oralarda sürürüsü dolaştıran çobanı hatırlattı.Dağın zirvesine çıkınca da güvercinlerle karşılaştık. Gruptan resim çekmekten hoşlanan arkadaşlarımız hemen görev başındaydı ve güvercinlerin resmini çektiler.Bu zorlu çıkışta bize ilahiler eşlik etti. Sabah erkenden yukarıya çıkan biri güzel makamıyla ilahiler okuyordu.
Allahım! Bu güzel günler ne hızlı geçiyor.Kabe’de güzelliklere doyamıyoruz.Sanırım herkes bunu yaşıyor. Şair dizelerinde;
Bir sancak altında kaç milyon insan
Ne tenleri benzer, ne dilde lisan...
Olmuşlar tek yürek tek bedende can,
İnsanlığı gördüm... Beytullah’ ta ben...
Umre olmasına rağmen  Mescid-i Haram oldukça kalabalıktı.Cuma akşamları çevredeki insanlarda çoluk çocuk oraya geliyorlar mescidin bahçesinde daha da değişik bir atmosfer oluşuyor.Son günlerdi .Türkiyeden gelen akrabalarımda umrede oldukları halde görüşememiştik.Biz Mekke’deyken onlar Medine’deydiler.Biz Medineye geçmeden birgün önce onlar Mekkeye geleceklerdi. Onlara ikinci katta yeşil ışığın altında namazlarımızı kıldığımızı söyledim.Bir öğle namazının bitiminde arkadan bir el omuzuma dokundu.Arabistan kadınları gibi peçe giyinmiş biri,  ne istiyordu acaba? ‘Beni tanımadın mı’ diye sordu ? Ses tanıtıktı fakat benim burada yaşayan bir yakınım yoktu.Bütün şaşkınlığımla bakarken ‘Ben ablan’ dedi.’Ablacığım benim allerjik nezlesi olduğu için yüzünüde örtüp sadece gözlerinin görünmesi onu bu hasatalıktan bıraz koruyor.Kızım ve arkadaşı o an peçe almaya karar verdiler.
Buradan ayrılmak çok zor.Kılınan namazların huşusunu hep içimizde hissedeceğiz inşallah.’Allahım tekrar nasip et ‘duaları gözyaşları ile dillerden dökülmeye devam ediyor.Medineye gecip birkaç günde orada kalacaktık.
Gördüm ki bu dünya bir oyalanma
Halime bakıpta mutluyum sanma.
Bedenim Kabeden uzakta amma;
Gönlümü bıraktım...Beytullah’ta ben...Gönlümü bıraktım...Beytullah’ta ben... Gönlümü bıraktım... Beytullah’ta ben...
Bir öğle vakti Mekke’den otobüslere binerek Medine’ye hareket ettik.